Anasayfa / Yeşil Doğa / Doğaya Zarar Vermeden Faydalanma

Doğaya Zarar Vermeden Faydalanma

İnsanın Doğaya Zarar Vermeden ve Azami Şekilde,Doğadan Faydalanma Yolları…

Doğanın bir parçası olan insanlar, uygar ve konforlu yaşamak için bir yandan çevresinden daha çok yararlanmağa, bir yandan da çevresinde hazır bulamadıklarını üreterek kullanmaya ve tüketmeye çalışmıştır. Yaşam düzeyi yükseldikçe daha çok üretmiş ve tüketmiştir. Bu üretiminin bir kısmını başkaları için ve makinelerle yapmaya çalışmış, makineleri fabrikalar izlemiştir. Özellikle 19. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren sanayi devrimi adını alan sanayileşme başlamıştır. Bu devrimle insanlık doğanın birikimi olan petrol, kömür, madenler gibi yer altı kaynaklarını da hoyratça tüketmeğe başlamış, bununla da kalmayarak üretim esnasında çevreye salınan atık ve yanma ürünleriyle çevreyi ve yaşam ortamını geri dönüşümsüz kirletmiştir.

20. Yüzyılın başında bir milyar olan dünya nüfusu yüz yıl içinde 6 kat arttı. Asrın başındaki yaşam düzeyinde tüketime razı olsa bile, yaşamını sürdürebilmek için 6 kat daha fazla besine içme suyuna, konuta,giyeceğe, aydınlanma ve ısınmaya ihtiyacı vardır. Bunları nasıl karşılayacaktır? Tüketim sürecinde insan kendi ve diğer canlıların yaşam ortamını her geçen gün daraltıyor, kaynakları tüketiyor. Ormanlar azalıyor, yer altı kaynakları tükeniyor,atıklar toprakları, suları ve havayı kirletiyor. Atmosfere büyük oranda sera gazları (CO2, CH4 gibi), asit yapıcı gazlar (SO2, NOx gibi) salınıyor.

Sulara en azından gübre atığı fosfat ve nitrat, toksik elementler ve bileşikler geçiyor. Deniz canlıları azalıyor. İnsan kendi ve diğer canlıların yaşam ortamına zarar vermeden, doğal dengeyi bozmadan konforlu yaşam düzeyini sürdürebilir mi? Sanayileşmesini ekonomik büyümesini gerçekleştirebilir mi? Sanayileşme, ısınma, aydınlanma ve ulaşım için gerekli enerjiyi doğaya zarar vermeden sağlayabilir mi? 21. Yüzyılın, moda ifadeyle 3. Milenyumun cevaplaması, çözmesi gerekli soruları daha da artırabiliriz. Bu soruların cevaplarını biliyoruz, ancak çözümlerimizin ekonomik olabilmesi için çok çalışmamız, araştırmamız, düşünmemiz gerekir. Çözümün ana stratejisi:

İsrail tüm sıcak su ihtiyacının % 65’ini, Güney Kıbrıs % 90’ını K. Avustralya % 40’ını güneş ısıtması ile karşılıyor. Güneş enerjisinden dünya çevresine yerleştirilecek dev bir uydu aracılığı ile orbital yararlanma ise henüz uzak bir imkan. Kimyasal ve biyoloji yararlanma ise fotosentez ve güneşte olan tepkimelerle bitkilerin varlığından bu yana gerçekleşmektedir. Bu alandaki araştırmalar hızlı büyüyen bitkilerin ormanların yetiştirilmesi ve biyokütlenin enerji amaçlı ekonomik değerlendirilmesi yönünde yoğunlaşabilir.

Aynı kaynaklı rüzgar gücünden elektrik üretiminde yararlanma son yıllarda çok gelişme göstermiştir. Deniz akıntısından med-cezir olayından, deniz dalga enerjisinden elektrik üretimi ekonomik olacak şekilde teknolojiler geliştirilmelidir. Biyomas enerjisi “biyokütle” nin havasız ortamda yanıcı gazlara dönüştürülmesiyle en azından küçük yerleşim yerlerinin enerji ihtiyacını karşılayabilir.

Jeotermal ve yer küre enerjisinden daha çok yararlanarak klasik enerji kaynaklarına ihtiyaç azaltılabilir. Halen birçok ülkede başta konut ve sera ısıtması olmak üzere elektrik üretimi de jeotermal enerji ile gerçekleştirilmektedir. Ancak toplam enerji tüketimi içinde bu yenilenebilir kaynakların payı çok düşüktür.

Özel katalizörler kullanarak güneş enerjisi ile suyun elektrolizi, uzun süre ve etkili güneş ışığı alan ekvatora yakın yörelerde güneş pilleri ile üretilen elektriği suyun elektrolizinde kullanarak hidrojenin doğal gaz gibi tüketim bölgelerine taşınması şeklinde de güneş enerjisinden daha etkin yararlanma yolları da araştırılmaktadır. Diğer yenilenebilir enerji kaynaklarından olan ve yine güneş enerjisinden kaynaklanan hidrolik enerjiden büyük barajlar yerine küçük kapasiteli santrallerle daha etkin yararlanma da araştırılmalıdır.

1- Yenilenebilir Enerji Kaynaklarından Yararlanma

Enerji ihtiyacımızı güneş ve güneş enerjisine dayalı yenilenebilir kaynaklardan karşılamağa çalışmalıyız. Güneş enerjisinden doğrudan yararlanma güneşin yaydığı ışıma şeklindeki elektrik, ısı ve kimyasal enerjiye çevrilerek gerçekleştirilir. Güneş enerjisini doğrudan elektrik enerjisine çevirme temeli 100 yıl öncesinde anlaşılan ışığın fotoelektrik etkisine dayanır ve fotovoltayik pillerle yapılır. Halen güneş enerjisinden elektrik üretimi amaçlı en çok çalışılan alandır. Güneş ışığının ısıtma etkisine dayalı yararlanma ise en basit şekliyle doğrudan ve özel düzenekle ısıtılan suların kullanımı, konut ve sera ısıtması, merceklerle odaklanan ışınlarla suların yüksek sıcaklığa ısıtılarak buharla bir tür termik santral gibi elektrik üretiminde kullanılması şeklindedir.

Enerji ihtiyacımızı, çevreyi kirletmeden en etkin çözecek en büyük kaynaktan, “füzyon enerjisinden” yararlanma henüz çok uzak olasılıktır. Ancak birkaç yüz yıl sonra teknik ve ekonomik açıdan kullanılabilecek bu kaynaktan yararlanma amaçlı araştırmalardan vazgeçilmemelidir.

Fotoelektrik etkiye dayalı fotovoltaik pillerle güneş enerjisi doğrudan elektrik enerjisine çevrilebilmektedir. Bu alanda temel sorun maliyetin halen ticari enerjilere göre pahalı olmasıdır. Son 20 yılda bir milyar DM üzerine kamu desteği vererek güneşten elektrik üretimini destekleyen Almanya’da birçok büyük firma, fiyat yüksekliği nedeniyle fotovoltaik enerji pazarından çekildi. Buna karşılık birçok küçük ve orta ölçekli firma güneş pili pazarına girdi. Güneş pili üretici üç öncü ülke ABD, Japonya ve Almanya’dır. Halen güneş enerjisi araştırmaları üniversiteler, bağımsız araştırma merkezleri ve firmalar maliyeti düşürmek için çalışmaktadır. 1 MW güç üretimi kapasitesi 100 yeni iş alanı açılmasını gerektirmektedir.

1970 yılında 1 W’lık güç 150 USD yatırım maliyeti 1990 yılında 4,5 USD’a düşmüş, elektrik üretiminin maliyeti 1 kw başına 1 USD ya da kwh 10-12 sente indi (United Solar Systems Corperation). Maliyetin üçte biri kullanılan silisyumun maliyetidir. İnce tabaka kaplama teknolojisi ile birkaç yüz mikron kalınlıktan 1-2 mikrometreye düşürülmesi ile veya silisyum yerine boyar madde foto hücre kullanımıyla silisyumda % 23 olan çevrim veriminin artırılmasıyla fiyatlar daha düşürülebilir. Bugün dünya yıllık fotovoltaik pazarı bir milyar dolara ulaşmıştır.

Son yıllarda en hızlı gelişen yenilenebilir enerji rüzgar enerjisidir. Danimarka elektriğin %10’nu rüzgar santrallerinden karşılamıştır. En başarılı ülke Almanya’dır. Nükleer santralleri kapatma kararı alan Almanya bir yandan kendi ihtiyacı için rüzgar santrali yaparken, bir yandan da dünya pazarına yönelmiştir. 1980 yılında 3000 $/kw yatırım maliyeti 2000 yılında 980 $/kw’a bu sürede üretim maliyeti de 20 sent/kwh’den 7 sent/kwh’e inmiştir. Birçok Alman firması yeni geliştirdikleri santrallerle 5m/s altı ve 20m/s üstü rüzgar hızında da çalışan motorlar kullanarak maliyeti 4-5 sent/kwh’e indirdiklerini ifade etmekte, 5 senti garanti edebilmektedir.

2- Atıklardan Hammadde Olarak Yararlanma Sanayide yeni hammadde yerine geri kazanılan atıkların kullanılmasıyla bir yandan doğal kaynaklar korunurken, bir yandan da hem çevreyi kirleten atıklardan kurtulunur hem de üretim için büyük oranlarda enerji ve su tasarrufu sağlanır. Bugün birçok ülke çöpü, atıkları en ucuz hammadde kaynağı olarak kabul etmektedir. Böylece yukarıdaki yararlar yanında dış alım azalacağı için taşıma maliyeti de düşecektir. Artan işsizlikte yeni istihdam alanı da yaratacaktır. Çöplerin ve atıkların bileşimi çok değişken olup, çöpün kaynağına, ülkelere ve yaşam düzeyine göre değişiklik göstermektedir.

Halen petrol ve doğal gazla elektrik maliyeti 4-6 sent/kwh olduğu düşünülürse artık rekabet şansı bulunduğu söylenebilir. Sorun maliyet yanında rüzgara bağımlılık ve her birinin 0,2- 1,0 MW gibi küçük ünitelerden oluşmasıdır. Enerji kullanımında tasarruf ve yenilenebilir enerjiden yararlanma ile dünya petrol tüketimi 1979 yılındaki en yüksek düzeyinden azalmağa başlamış, kömür tüketimi de 1989 yılındaki en yüksek düzeyinin altına inmektedir. Petrol ihraç eden ülkeler son toplantılarında artık bu isimden rahatsız olduklarını, dünyanın başta güneş enerjisi olmak üzere diğer kaynaklara yönelmesini istemişlerdir.

Atıkların hammadde olarak sanayide kullanılmasında öncelik atık ve çöpü atıldığı sanayi kuruluşu tarafından mevcut üretim sürecinde ve yeni kurulacak ünitelerin değerlendirilmesidir. Böylece taşıma maliyetinden, çevreye vermesi muhtemel zararlardan ekonomik olarak kurtulunmuş olur. Örnek olarak bir termik santral civarında briket, çimento fabrikası ya da başka bir inşaat malzemesi üreten tesis, demir çelik fabrikası yanına bir çimento fabrikası kurarak kül ve curuf yerinde yararlı bir ürüne dönüştürülebilir. Bir yağ yada şeker fabrikası yanında bir gübre fabrikası kurularak atıklar değerlendirilebilir.

Şehir kanalizasyonu bir çevre kirletici değil, besleyici mineralleri yüksek bir doğal kaynak, doğal gübre olarak kabul edilmektedir. Bu görüş yeni olmayıp, tarih boyunca Çinliler ve Türkler insan dışkısını uzun yıllar en iyi gübre olarak kullanmışlardır. Çin 1981 yılında bile gübre tüketiminin üçte birini bu kaynaktan karşılamıştır. Meksika şehir kanalizasyonunu 50 bin hektar tarım alanını sulayarak bol yiyecek üretiminde kullanılmaktadır. Kanalizasyon atık suları geniş havuzlarda bekletilir, mikroorganizmalar parçalanır, besleyici mineralce zengin su toksik element açısından kontrolden sonra sulamada kullanılabilir.

Mezbaha atıkları biriktirilerek havasız biyolojik bozunma ile enerji üretiminde kullanılır, geri kalan atıklardan ise biyolojik gübre olarak yararlanılır. Ancak organik çözücüler ve toksit elementlerin atıklara karışması baştan önlenmelidir. Organik çözücüler depolanıp, damıtılarak tekrar kullanılmalıdır.

3- Çevre Dostu Üretim Teknikleri

Çevreyi en çok kimyacılar kimyasal üretim sırasında kirlettiklerinden ve kirlenmiş çevrenin temizlenmesi çoğu kez üretilen ürün değeri üzerinde maliyete neden olduğundan, başta üretim teknolojisi çevreye zarar vermeyecek şekilde planlanmalıdır. Çağdaş çevre anlayışı “kirleten
temizlesin
” daha da çağdaşı “kimse kirletmesin” dir.

 

Brezilya başta olmak üzere Güney Amerika’da şekerli atıklar alkol üretiminde değerlendirilmekte ve alkoller petrol yerine sıvı yakıt olarak taşıtlarda kullanılmaktadır. Japonya buğday ve mısır tüketiminin %70’ini, odunun %50’sini, soyanın %75’ini, petrolün %98’ini ithal etmekte, bu ürünlerin atıklarını da tam değerlendirmektedir. Aynı Japonya 1974 yılında tüm kullandıkları maddelerin %16’sını yeniden kullanırken, dört yıl içinde bu oranı üçe katlamış, 1978 de %48’ini yeniden kullanmaya başlamıştır. Bugün geri dönüşümlü kullanım oranı çok daha yükselmiştir. Kağıt üretiminde yeri dönüşüm oranı %90’ı geçmiştir.

 

Özellikle atık kağıtların değerlendirilmesinde dünya ölçüsünde çok yüksek oranlara ulaşılmıştır. Tayvan 1992 yılı kağıt üretiminin %98’ini, Danimarka %97’sini, Meksika %81’ini ve Tayland %80’ini atık kağıttan karşılamıştır. Kağıt üretimi için dünyada her yıl 4 milyar civarında ağaç kesildiği hesaplanmaktadır. Yine tüm dünyada her yıl 950 000 ton organik klorlu madde 900 000 ton SO2 ve 20 000 ton kloroform kullanıldığı ve atıldığı, yalnız, ABD’nin yılda 300 000 ton kağıt tükettiği düşünülürse kağıdın yeniden kullanılmasının sağladığı yarar daha iyi anlaşılır. Ağaç yerine atık kağıt kullanılmasıyla %20-30 arası enerji %40 su tasarrufu sağlanır. Hava kirliliği %85 su kirliliği %76 önlenir.

 

Çevre dostu üretimden ne anlamalıyız? Nasıl olmalı?

Kimya endüstrisi ya da genel olarak üretim teknolojisi çevreye hiçbir atık bırakmadan, diğer bir ifade ile çevreye zarar verme ihtimali olan atık bırakmadan, üretim sürecinde en az doğal hammadde tüketerek ve en az enerji ile istenen ürünü üretecek şekilde olursa “çevre dostu üretim teknolojisi” gerçekleşmiş olur. Çevre bilincinde alışılan üretim tekniğini ya değiştirerek, yada tamamen yenileyerek doğal kaynakların ve çevrenin en optimum korunması amaçlanmıştır. Hatta çoğu ülkede bu dönüşüm zorunlu hale getirilmiştir. Eskiden sanayileşmenin göstergesi olan “tüten, duman saçan bacalar” bugün geri kalmışlığın göstergesi olmuştur.

 

Basit bir örnekle teknolojide değişimi gösterirsek 100 yıl önce kükürt yakılır ve sülfürik asit üretilirdi. 1980 sonrası ise doğal kükürt yerine diğer üretimler sırasında yan ürün olarak çıkan ve atılması artık yasak olan kükürt bileşikleri kullanılmaktadır. F. Almanya sülfürik asidi şu kaynaklardan üretmektedir: % 44 Petrol ve doğal gazdan ayrılan kükürtle, % 18 pirit, % 24 diğer kükürtlü mineraller (CuS gibi), %13 atık sülfürik asidi iyileştirme ile, %1 hidrojen sülfürden, %10 diğer kaynaklardan.

 

Çevre dostu üretim, bir yandan hammadde ve enerji kaynaklarının azalması ve fiyatlarının çok yükselmesiyle çevre bilinci dışında da zorunluluk haline gelmiştir. Böyle olunca teknoloji, ürün verimi en yüksek olan, en az yan ürün oluşturan ve üretim sırasında en az enerji gerektiren teknoloji ile değiştirilmiştir.

 

Hepimizin bildiği eski çimento fabrikaları oluşan klinkerin büyük bir kısmını baca tozu olarak çevreye verir, döner fırın dıştan büyük enerji kaybederdi. Bugün artık en az enerji kaçağı olan ve bacadan hiç ürün kaybetmeden üretim yapan teknolojiyle değiştirilmiştir. Üretim prosesindeki zorunlu atıklar ve yan ürünler de başka bir üretimin girdisi olarak planlanmaktadır. Esasen bu tür entegre üretime kimya sanayi atıklarının depolanma, taşınma, çevreye zarar verdirmeme için önlem almaya zorlanmalarının getirdikleri mali yük nedeniyle kendiliğinden yönlenmişleridir. Örnek olarak atık sular için arıtma zorunluluğu, çöplerin kamu kuruluşlarınca alınmaması, çöpler için yer bulma güçlüğü üreticiyi atıklarını da değerlendirmeye zorlamıştır.

 

4- Doğa ve Çevreye Zarar Vermeden Yararlanma Doğa, tüm insanların, çevreye zarar vermeden dengeli yaşamını sürdürmesine, uygarlaşmasına hatta sanayileşerek konforlu yaşam düzeyini yükselmesine yetecek kaynaklara ve olanaklara sahiptir. Doğadan aldığımız kadar, yine doğaya kazandırmak koşulu ile, tek yönlü yani dönüşümsüz dengeyi bozmazsak, çevreden aldığımızı yararlandıktan sonra yine aynı özellikte geri verirsek, doğal dengenin kurulmasına imkan ve zaman bırakırsak yine kendi kendini yenileyebilir, eksilen bileşenini telafi edebilir.

 

Basit birkaç örnekle somut hale verirsek;

a- Ormandan ağaçları orman dengesini bozmayacak şekilde yaşlananlardan kesebiliriz. Orman yangını riskini azaltabiliriz. İhtiyaçlarımız olan orman ve ağaçları özel yetiştirebilir, fazla yetişenden yararlanırız. Özel yetiştirilen yılbaşı çamları tipik örnektir.

b- Balıkları yumurtlama zamanı avlamaz, yumurtlama alanlarını korur, büyümeden ve toplu ölümlerine neden olmayan tekniklerle avlanırsak, dalyan, göl, tarla balıkçılığı gibi kültür balıkçılığı yaparak, onları kitlesel üretimle çoğaltırsak bol balık yiyebiliriz.

 

c- Gelişi güzel ve mevsimsiz avlanmayı önler, istediğimiz hayvanları (tavuk, sığır, koyun gibi, deve kuşu, ördek, bıldırcın, sülün, kaz, ceylan, geyik vb.) hayvanları özel çoğaltırsak artan miktarından yararlanabiliriz.

 

d- Orman ve meraları tarım alanı açmak için yok edeceğimize, verimli tarım alanlarını sanayi ve yerleşim yeri olarak yok etmeden tohum islahı, çevre dostu gübreleme, bilinçli sulama ile birim alandan alınan verimi artırabiliriz. Bol ürünle açlık çekmeden biz ve hayvanlar yaşamlarını sürdürebilirler.

 

e- Ev, fabrika veya santral için aldığımız suyu kirletmeden yada arıtarak tekrar çevreye verirsek, özellikle toksik, zehirli maddelerden koruyarak geri verirsek, aynı tatlı sudan defalarca yararlanabiliriz. Hatta suyu alıcı ortama verirken sadece kimyasal ve biyolojik yapısını değil, Jeotermal su fiziksel özelliğini (sıcaklık, bulanıklık gibi) de korunmalıdır.

 

f- Kaynaklarından alınan suyun bir enerji-ısı-değiştirici aracılığı ile ısısından yararlandıktan sonra yine yer altına verebiliriz.
Doğal dengeyi bozmadan, ardışık öngörülmeyen zararlara yol açmadan doğal dengenin kurulmasını kolaylaştıracak yolları biliyoruz. Örnek olarak göl ve nehirlerde canlı yaşamı tehdit eden azotlu ve fosforlu kimyasal gübreler yerine biyolojik gübreleme, havadan azotlu bağlayan baklagiller gibi ürünleri dönüşümlü yetiştirme, ürün atığını tarlada yakma yerine toprakla karıştırma, zehirli ve toksik boyar maddeler yerine doğal boyama ya da genlerle (renkli pamuk, mısır yetiştirme gibi) değişiklik yaparak özel yetiştirme, toksik maddeyi suya verme yerine ondan kurtararak verimi artırma bilinen yollardır. Özetle tüketmeden, tahrip etmeden kullanmalı, verimi ve ürünü artırarak artandan yararlanmalıyız yani doğa ile birlikte çalışmalıyız.

 

5- Nüfus Artışı

Sağlıklı yaşam koşulları gerçekleştikçe, salgın hastalıklar ve mikrop yuvaları yok edilip, çocuk ölümleri azaldıkça, ortalama ölüm yaş

tüm dünyada hızlıca yükselmiştir. Söylendiği gibi 100 yılda dünya nüfusu 6 kat artmıştır. Özellikle doğum kontrolü uygulamayan faki

ülkelerin nüfusları daha çok artmış, BM verilerine göre 40 ülkede nüfusun ikiye katlanma süresi 30 yılın altındadır. Tüm ülkeler Çin

benzeri gerekirse, eğitim yanında cezai önlemlerle nüfus artışını sınırlandırılmalıdır. Ülkemizde de hızlı nüfus artışı kalkınmamızı

engelleyen önemli etkenlerden biridir.

 

6- Türkiye Ne Yapmalı?

Türkiye insan gücü, eğitim düzeyi ve sağlık bilgi uygulama düzeyi, hatta bilimsel kapasitesi gelişmiş ülkeler düzeyindedir. Ancak 1) hızlı nüfus artışı, 2) yetersiz Ar-Ge desteği, 3) teknoloji üretim eksikliği, 4) eski teknoloji kullanımı,5) organizasyon ve sistem bozukluğu, 6)merkezi hantal bürokrasi, 7) doğal kaynak (petrol, doğal gaz, altın uranyum, kömür) eksikliği ve hammadde açığı, 8) elverişsiz ve sarp coğrafi yapı (%35 sarp dağlık, %30 çok meyilli) orman azlığı, 9) çoğu bölgelerin kurak karasal iklim kuşağında oluşu, 10) deprem ve erozyon riski yüksekliği, 11) enerji ve finansman yetersizliği hızlı kalkınmamızı engellemektedir.

 

Türkiye’de madencilik gittikçe geriliyor. Madencilik sektörünün GSMH içindeki 1940 yılında %40 payı, 1995’de %1.5’e düşmüştür ( ABD’de %4.2, F. Almanya 4, Kanada %7.5, Avustralya 8.7, SU-Rusya %20). En önemli madenleri krom ve bor yeterli değerlendirilemiyor. Mermer, trona, altın, bakır ve diğer madenlerde de durum aynı. Cam sanayi kumu bile ithal etmekte (Kilyos’daki kaliteli kum, çevre baskısı ile işletilmemekte, Bulgaristan’dan ithal). Çevre bilinci, daha doğrusu çevreci hareket bu alanda doğal kaynaklardan yararlanmayı engeller boyuta ulaşmıştır. ABD ve Avrupa’da şehirlerde kişi başı yeşil alan 20-40 m2 ülkemizde 1-5 m2. Ancak su havzaları, tarım alanlarının (Bornova, Sakarya, Bursa, Ceyhan-Mersin arası) gittikçe artan hızla sanayi ve yerleşim alanı olması önlenemiyor.

 

Yatırım dediğimizin neredeyse %90’ı bina yapımı. Dünyada binaların ortalama kullanım süresi 100-200 yıl olduğu halde ülkemizde bu süre 20-30 yıl. Akkuyu santrali yapılamadı ama idari binaları, lojmanları yıllar önce yapıldı ve çürümeye terk edildi. Nükleer enerjiden dünya yararlanıyor, yenilenebilir diğer enerji kaynakları ucuzlayıncaya kadar biz de bu enerjiden yararlanmalıyız.
Türkiye hızla enerji üretim ve tüketimini yükseltmelidir. Sanayileşmenin ilk şartı sürekli ve güvenilir enerjidir. Özel sektör düşük debili akar sularda küçük HES, rüzgar enerjisi yatırımları, jeotermal kaynaklardan yararlanma, güneş enerjisi ve biyogaz üretim ve tüketimi özel teşvikle özendirmelidir. Türkiye dünya ölçüsünde rekabet gücüne kavuşması için her alanda, özellikle aşağıdaki alanlarda araştırma ve teknoloji üretimine yönelmelidir. En büyük kaynağımız olan eğitilmiş insan kapasitesinden en verimli şekilde yararlanmalıdır.

 

1- Tekstil ve giyim sanayi makineleri imali, tekstil boyaları üretimi,
2- Mobilya imal makine ve tezgahları, ağaç-plastik, ağaç-seramik kompozitler üretimi,
3– Kaliteli inşaat ve yapı malzemeleri üretimi,
4- Düşük debili su tribünleri ve hidroelektrik santralleri yapımı,
5- Rüzgar ve güneş enerjisi santralleri,
6- Bor tuzlarının değerlendirilmesi ve borlu katı yakıtlar,
7- Laboratuar, analiz (tahlil) ve spektral aletler,
8- Tıbbi aletler, ameliyat gereçleri,
9- Haberleşme ile ilgili teknik aletler, elektronik aletler, radyo- televizyon stüdyo cihazları,
10-Yarı iletken teknolojisi, saf silisyum ve silisyum bileşikleri imali,
11-Biyoteknoloji ve genetik mühendisliği alanında araştırmalar,
12-Diğer ileri teknoloji ürünleri üzerine araştırma ve üretimler teşvik edilebilir.

Hakkında SuperMuzo

Merhaba Sevgili Yaban Dostlarım Web Siteme Eklenmesini istediğiniz Haberleri ve Konuları yabanclub@yahoo.com veya Değerli Arkadaşım ve Website Kurucusu WebmasterMeMo mastermemo@gmx.de Adresine Mail atabilirsiniz.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

x

Check Also

Naylon Poşetler Ücretli Hale Geliyor

Doğada çözülmesi yıllar süren ve kanserojen madde barındıran naylon poşetler, 1 Ocak ...